Nobuyoshi Tamura Sensei Röpörtajı

Nobuyoshi Tamura Avrupa'daki eğitmenler içinde en yetkin ve tanınmışlardan birisidir. Aikido’ya O’Sensei’nin henüz eğitmenliğini sürdürdüğü 1953 yılında Aikikai Hombu Dojo’da başladı. Bundan 10 yıl sonra halen yaşamakta olduğu ve eğitmenliği sürdürdüğü Fransa’ya yerleşti. Okuyacağınız bu röportaj, 700 kişinin katılımıyla Aikikai Brezilya’nın organize ettiği bir seminer sonrasında gerçekleşti.

-Sensei, Aikido’ya nasıl başladınız ?

Bu disiplinle beni Japonya’dayken Osawa Sensei tanıştırdı. 20 yaşındaydım.

-Eşinizle Dojo’da tanıştığınız doğru mu ?

Evet (gülümsüyor) eşimle 1964 yılında Fransa’ya gelmemden hemen önce Hombu Dojo’da tanıştım. Onun Aikido çalışmaya başlamasından hemen önce…


-Hocasıydınız o zaman ?

Hayır. Hocalarımız O-sensei ve Kishomaru Ueshiba Sensei (Doshu) idi.

O-Sensei’yi düşündüğünüzde ilk aklınıza gelen resim nedir ?

Gözleriyle size bakış şekli. Eğer fotoğrafına bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Eski tarihli filmleri izlediğimizde, O-Sensei’nin yaşı itibariyle hareketleriniz ağırlaştığını ve dairesel bir hale dönüştüğünü görüyoruz . Savaştan çok uyumun üzerine eğilmiş. Bunu nasıl açıklarsınız ? Bu sizce bu değişim  yaşından dolayı mıydı?; yoksa sanatına bakış açısı mı değişmişti ?

Bence saydığınız her iki neden de aynı anda bunda etkilidir. 

-O-sensei Aikido sayesinde daha iyi bir toplum oluşturabiliriz dermiş. Sizce de bu hâlâ olası mı ?

Şayet bunun gerçekleşebileceğine inanmaya devam edersek tabii ki evet. Aikido’nun insanları arındıracağına ve geliştireceğine inancımızı korursak bu düşünce bir gerçekliğe dönüşür. Bu gelişimin gerçekleşmesi için önce bireylerden ve küçük şeylerden başlamalıyız. Örneğin bugün yaptığımız bu staj sayesinde bunu biraz olsun yaptık diye düşünüyorum.

-Aikido “Misogi” gibi Shinto’nun içinde olan filozofik köklere sahip. Buna karşın O-Sensei’nin ölümünden sonra Aikido, özellikle batıda, sanki Shinto’dan ayrılmış gibi görünüyor.Japonya’da da durum böyle mi ? Siz bu ayrımın olumlu mu yoksa olumsuz mu olduğunu düşünüyorsunuz ?

O-Sensei ile Aikido çalıştığım dönemlerde çok gençtim; ne filozofisiyle ne de Shinto ile ilgileniyordum. Amacım fiziki olarak güçlenmekti. Aikido’nun kendi içinde birçok sır sakladığını ve o sırlara ulaşan birinin çok daha etkili olacağını düşünüyordum. Benden güçlüleri, Kendo ve Judo öğrencilerini vesaire dövmek istiyordum ki o zamanlar beraber çalıştığım arkadaşlarımın da davranışlarının benim gibi olduğunu düşünüyorum.

O–Sensei ile aramızda 50 yıl vardı ve ilgi alanlarımız birbirinden çok farklıydı. O zamanlar neler söylediğini tekrar düşündüğümde neden Aikido’nun filozofisiyle ve Shinto ile o kadar ilgilendiğini anlamaya başlıyorum. Şimdi daha iyi anlıyorum ki O,  Aikido aracılığıyla bize yanılsamalardan kurtularak gerçekliği nasıl keşfedeceğimizi öğretmeye çalışıyormuş. Keşke fırsatım olsaydı da onun söylediklerini şimdiki bakış açımla bir kez daha duyabilseydim.

-Kimi zaman O-Sensei Aikido’nun prensiplerini ve tekniklerini gösterirken bokken (tahta kılıç) gibi silahlar da kullanırmış. Siz de Aikido öğrencilerinin bu silahları kullanmalarını öneriyor musunuz ?

Bana göre, bokken ve jo (tahta sopa) Aikido’nun birer parçasıdır. Çoğu zaman çalışırken silah kullanırım. Yapısı gereği O-Sensei, öğretisini açıklığa kavuşturabilmek için jo ve bokken kullanırdı. Bence Aikido O-Sensei’dir ve ben de o ne yaptıysa aynısını yapıyorum.

Bir keresinde O-Sensei şöyle demişti: “Ben bir yolda yürüyorum ve başkaları da beni izliyor diye düşünüyorum fakat durup ardıma baktığımda kimseyi görememek beni şaşırtıyor. İşte o anda, biz deshi’ler : “Ulu tanrım, bunca zamandır soluk almadan çalışıyoruz ! Bizden daha ne bekliyor olabilir ki! ” diye soruyorduk kendimize...O zamanlar anlamıyorduk çünkü çok gençtik. Ancak öğrenciler bunun gibi bir dil kullandığında onu anlamak zorundaydılar.

-Ushideshi iken hiç O-Sensei’nin teknik yetisini ölçmeye çalışmadınız mı ?

Şimdi bunu eğlenceli olarak görebiliriz fakat o zamanlar bu çok ciddiydi. Bir keresinde O-Sensei ile jo çalışıyorduk ve içimden “şimdi şu jo’yu kafasına indirsem acaba ne olur?” diye düşünmüştüm. İşte tam o anda O-Sensei bana öyle sert bir bakış attı ki…

Başka bir sefer, bir ushideshinin çok hasta olan O-Sensei’nin hakamasını çıkartmasına yardımcı olması gerekiyordu. Tam arkasındayken ushideshi aklından “ Şimdi ona bir vursam ne olur acaba ?” diye geçirmiş ve aniden O-Sensei arkasını dönüp aynı sert bakışı ona da atmış.

Bir başka ushideshi ise O-Sensei’nin hergün aynı saatte yaptığı yürüyüşlerinde kullandığı bir patikada pusu kurmaya karar vermişti. Ushideshi elinde josu bir duvarın arkasına gizlenmişti. Tam zamanında O-Sensei’nin ayak seslerini işitti fakat sesler aniden kesildi ve hoca yarım bir dönüş yaparak uzaklaştı. Kimse O-Sensei’nin neden her gün yaptığı rutin yürüyüşü o gün yarıda kestiğini hala bilmiyor.   

-1964’te Aikikai’yi temsil etmek üzere Japonya’yı terk edip Fransa’ya hareket ettiniz. Fransa’ya uyum sağlamada sorun yaşadınız mı ?

Çok fark vardı. Öncelikle dil…Daha da önemlisi Fransız ve Japon yemekleri arasındaki farklılık…

Vardığınızda Fransa’da Aikido çalışılan dojo var mıydı ? Bir Fransız aikidosu alt yapısı mevcut muydu ?

Evet. Minoru Mochi Sensei, Tadashi Abe Sensei ve aynı zamanda Murashige Sensei benim gelişimden önce Fransa’daydılar. Ayrıca Masamishi Noro gibi eğitmenler de ders veriyorlardı.

İlk geldiğimde öncelikle Paris’e gitmem gerektiğini düşündüm çünkü orada bir dojo bulabileceğimi umuyordum fakat yoktu. Marsilya yakınlarında bir köye yerleştim. Burada Judo yapılan yerlerde Aikido öğretmeye başladım.

Benden önce aynı bölgeye yerleşmiş olan ve benim de daha önceden tanıdığım Nakazono Sensei işleri çok kolaylaştırdı. Örneğin Paris’e hareketinden sonra bana çalışmalarımı devam ettirebilmem için dojosunu bıraktı. Bu arada dojomda 60 kadar öğrencim vardı. Bütün Avrupa’da toplam 1000-2000 öğrenci bulunuyordu.

Fransızlar az çok Japon Budosuyla tanışıktılar çünkü ülkelerini birçok hoca ziyaret etmişti. Ruhsal gelişim arayışında olanlar Judo yapıyorlardı fakat bazıları istediklerini bulamadılar ve Aikido’ya yöneldiler. (…)

-Şimdi eğitimlerinizde “Misogi” (arınma) üzerinde  ısrarla duruyorsunuz. Eğitmenliğe ilk başladığınızda da bunu yapıyor muydunuz ?

Evet ama şimdi eğitimlerimde misogiyi daha derin bir bakış açısıyla gösteriyorum. Ya da ben öyle düşünüyorum (gülüyor).

O dönemde Aikido bayanlar, çocuklar ve yaşlıların yapacağı “hafif” bir sanat olarak görülüyordu. Bir savunma sanatı olarak düşünülmüyor, insanlar fiziksel güç kullanmadan kendilerini koruyamayacaklarına inanıyorlardı.

Ciddi bir Judo eğitimi alan bazıları bu düşünce yapısıyla Aikido çalışıyorlardı. Tanıtım amacıyla yapılan gösterilere katılan diğerleri ise Aikido’yu değişik ve ilginç buluyorlardı ve dojolara geliyorlardı. En azından ben başlangıçta yaşananlar için böyle bir kanıya sahibim…

Fransa’ya geldiğimde çok sayıda Judo öğrencisi vardı. 1961’de (O-Sensei Havaii’ye gittiğinde) Avrupalı eğitmenlerin büyük çoğunluğu aynı zamanda Judo eğitmeniydiler. Bu yavaş yavaş değişti ve Aikido Judo’dan bağımsız olarak öğretilmeye başlandı. Buna karşın bir sorun vardı: O dönemde Fransa’da sporu düzenleyen yasalara göre sadece Fransız Judo federasyonu tarafından kabul görmüş eğitmenler Karate ve ya Aikido gibi savaş sanatlarını öğretebilirlerdi. Yöneticilerin Aikido’nun Judo ile aynı şey olmadığını anlamaları biraz zaman aldı. (…)

-Aikido dojolarının çoğunluğunda ikkyo ve nikyo gibi temel teknikler, yani “kihon waza”, çalışılıyor. O-Sensei yeni başlayanlara gösterdiği teknikler nelerdi ?

“Kihon” ifadesini ayrı olarak açıklamak gerekir. Benim için “kihon”lar duruş, nefes ve davranıştır. İşte Aikido’ya yeni başlayanlar bu kavramlar üzerine yoğunlaşmalılar.

Başlangıç teknikleri eğitmene göre değişiklik gösterir ancak bütün teknikler güçlü bir temel üzerine inşa edilmelidir. Benim bakış açım bu…

İşte O-Sensei’nin de üzerinde ısrarla durduğu temel konular bunlar. Her insanın bir bedeninin ve bir ruhunun olduğunu ve kişinin bu ikisini aynı anda çalıştırması gerektiğini anlaması lazımdır.

-Çalışmalarının hangi aşamasında öğrenciler kendi tekniklerini geliştirebilirler ?

O-Sensei bu konunun kişiye göre değişeceğini söylerdi. Kimisi bir diğerinden daha fazla zamana gereksinim duyabilir dolayısıyla kişiler kendi ritimlerini takip etmelidirler. Benim gibi bazı insanlar vardır ki 40-50 yıl geçmiş olmasına karşın henüz temel tekniklerin tamamını kavrayamayabilirler (gülüyor).

-Bayanların da erkekler kadar var güçleriyle çalışmaları gerektiğine inanıyor musunuz ?

Öncelikle bayanların fiziksel güç yoksunluğunun bir güçsüzlük olmadığını anlamalarının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu bir avantaja dönüşebilir. Ben fiziksel olarak güçlü değilim fakat çevikliğimi ve algı gücümü engelleri aşarak benden bedenen daha güçlü insanlarla çalışmaya devam etmek için kullanıyorum. Bayanlar bu mercekten bakarak çalışmalılar.

-Son olarak sizce O-Sensei’nin en önemli öğretisi nedir ?

O-Sensei’nin kendi de hayatta en önemli şeyin sevgi olduğunu söylerdi. Aikido’nun amacı da zaten insanlar arasında bir uyum oluşturmaktır. Ben de O-Sensei gibi günün birinde tüm dünyanın Aikido çalışıyor olmasını dilerim.

Türkçe Çeviri: Onur ARTUNER

Metnin orijinali için:

http://aikido.passion.free.fr/?2004/12/15/32-entretien-avec-nobuyoshi-tamura-sensei
(Orijinal röportaj : Wagner Bull – Jane Ozeki)
(Fransızca’ya Phillipe Chau tarafından çevirilmiştir. * 2004 *)